6/12/2006 ·
Yazan: irtica 23 Nov 2006
[i][b] 
Türkiye Tüm Şarapçılar ve Sokak Adamları Derneğinin Komuoyuna Duyurusudur:
Saygıdeğer Halkımız,
Biz Türkiye Şarapçılar ve Sokak adamları olarak haftasonunda meydana gelen olaylardan sonra olağanüstü toplanarak aşağıdaki kararları aldık.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur:
1- Türkiye bir meyhanedir, meyhane kalacak.
2- Türkiyenin tüm sokak, cadde, liman ve park alanları üzerindeki haklarımız kısıtlanamaz.
3- Şarapçılara kırdığınız şişeleri toplayın baskısı yapılamaz.
4- Şarap içenlere karşı toplumun tutunduğu tavır kabullenilemez.
5-Üsküdar meydanında yapılan mitinge katılarak bizizm haklarımızı savunan protestocular şarap kahramanı ilan edileceklerdir.
6- 18 Kasım günü Şarapçılar günü olarak kutlanmalı ve Resmi kutlama listesine dahil edilmelidir.
7- Bu ayaklanamanın mimarının heykeli som mermerden deniz kenarına elindeki şarap şişesini yoldan geçenlere ikram eder vaziyette dikilecektir.Heykel kız kulesinin karşısısına dikilecektir.
8- Üsküdar’ın şarapçı ayyaş takımının kutsal mekanı olan Salacak yamacındaki kırmızı boyalı köşk derneğimize genel merkez olarak verilmelidir.
9- Nara atma hakkımız kısıtlanamaz.
10-Bazen mangal yakıp, balık ızgara ile midelerimizi şenlendirmek isteğimiz üsküdarın tarihi ve turistik yapısı bahane edilerek kısıtlanamaz.
11- İçkilerimiz tükenince yoldan geçenlerden para isteme hakkımız engellenemez…
12- Para vermeyenlerle giriştiğimiz mücadele bir hak arama çabasından başka bir şey değildir.
13- Harem tarafındaki set üstümekanı sit alanı ilan edilmeli ve şarapçılara teslim edilip geri çekilmelidir.
14-Çoğu lise çağında olan buranın müdavimi gençler, okullarını asıp buraya gelip şarapçılık antrenmanları yapmakta gelecek şarapçı hayatlarına bir basamak teşkil etmektedirler. Bunların eğitimleri derneğimize verilmeli ve şarapçı bir neslin temelleri yine erbabından öğrenilmelidir.
15- Harem otogarının çevresindeki yeşil alanlarda içkinin yanında tiner çekenler, haplananların olduğu için o yerlerden akşam vakti geçmek derneğimizin izni ile olmalıdır…
16-Üsküdar’daki Paşalimanı üstündeki Fethi Paşa , Çubuklu’daki Hıdiv korusu ve Çamlıca’daki belediye tesislerinde içki yasaklarıda kaldırılmalı içmek isteyenlere belediye hayrına içki dağıtmalıdır.
17- Kusmuk temizleme makinaları hizmete sokulmalı sit alanları sık sık temizlenmeli
18- şarapçılar laik kahramanlar olarak görülmeli, laikliği korumak eşittir şarapçıları korumak felsefesi hakim kılınmalıdır.

şarap kahramanları
heykeli dikilesi insanlar
kim tutar sizi
türkiye meyhanedir meyhane kalacak
sizin şarap mücadeleniz geri kalmış uluslara örnek olacak Yaşasın Üsküdar’ın şarap içen garibanları, kahrolsun onlara içki yasağı koyanlar !
Yaşasın her türlü rezalet çıkaranlar, kahrolsun “ağır olun molla desinler” diyenler!
Tüm dünya şarapçıları birleşin…
Saygılarımızla..
Utanılacak halimiz, Pornoda dünya birincisiyiz.
Google tarafından yayınlanan arama istatistiklerine göre en çok porno Adanadan aratılıyor.
Dünya sıralamasında İlk altıda beş büyük şehrimiz var.Sex yazıldığında ise ilk ona üç büyük şehrimiz giriyor.İşte muassır medeniyetler yarışında aldığımız mesafe.
http://www.google.com/trends?q=porno&ctab=1&geo=all&date=all
| 1. |
Adana, Turkey |
|
|
| 2. |
Lima, PERU |
|
|
| 3. |
Trabzon, TURKEY |
|
|
| 4. |
Izmir, TURKEY |
|
|
| 5. |
Ankara, TURKEY |
|
|
Yorum (yok)
Yorum yaz!
6/12/2006 ·
Tesettürlüyüm Çünkü …

Tesettürlüyüm Çünkü …
…..
En önemlisi artık benim bir dâvam bir duruşum var;
Sokaktaki insandan ayrılışım var.Çünkü tesettürlüyüm.
Halk nazarında değer biçilmek değil amacım;
Hak nazarında değere şayan olmak artık…
…
Büyük izlemek için tıklayın
Tesettürlüyüm Çünkü..
Yavuz Sultan Selimin kulağındaki küpe misali..
Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..
Yaratılış gayemin gereği…
Özel olduğum için ..
Özel hissettiğim için ..
İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için..
Kulluğumun gereği..
Rabbimin rızasını kazanmak için..
( enigma)

Tesettürlüyüm çünkü;
sorusunu yıllar evvel kapanmama rağmen son bir yıldır sormaya başladım.
Neden sorusu ise şöyle ;
Yozlaşan bir toplumun yozlaşan bir bireyi olduğum için.
Geçen yıl sohbetlere giderdim.
Kızlar çok rahat bir şekilde iş yerlerinde başörtülerini açıp işe gittiklerini söylemişlerdi.
İşte bu noktadan kafama bir balyoz indi!
Acaba tesettür sadece başı belli dairelerde örtüp belli çizgilerde mi müsamaha göstermek idi?
Ya da O’nun rızasını almak için yol bu muydu?
Bazen hangi toplum içinde iseniz o fikir ile empoze ediliyorsunuz.
Daracık bir pantolon giymek üzerine bir başörtü örtmenin tesettür olduğunu yedirdiler bizlere.
Ve buna geçen yıla kadar hoşgörü(!) ile yaklaşıyordum.
Sorgulamak için çok geç kaldım mı bilmiyorum ama ;
Her an gözlemleyerek. Üzerimdekilerden paye çıkararak ve doğruyu yapmaya çalışarak.
Ve bana gerçek değerimi verdiği için ;
Tesettürlüyüm diyorum.
(Z

….)
Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,
Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için,
Allah rızası için,
Birtakım kötü gözlerden koruduğu için,
Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için…
(F…..)

Aslında şanslıyız biz sanlı olduğumuzu bazen geç bazen çok geç anlasak da ..
Biz bir şeyleri aramadık… Önümüze tepsiyle geldi dinimiz sen Müslümansın dendi mezhebimiz şu dendi efendimiz Hz. Muhammed Mustafa dendi… Kâğıtlara yazardı babam soruları hatırlıyorum kaç yaşındayım bilmiyorum… kura çekerdik .. Cevapları aradık… İmam hatibe gittik öğretilmeye çalışıldı dinimiz ne kadarını aldık??.. Bu soruyu sorduğumda hala kafamı taşlara vuruyorum şimdiki aklım olsa ah olsa…
Neyse herkesin bir geçiş devresi oluyor herhalde benimde oldu imam hatipteki tesettürlülüğümü bir dönem tabiri caiz ise modern tesettürlük adı altında bas bas bağıran vicdanımı susturarak devam ettirdim… Rabbe şükür bu dönem kısa sürdü…
Kendime geldiğimde Rabbe şükür namazım bileziğimdi… Zaten o olmasa herhalde bu dönemden çıkamazdım…
Elhamdülillah Rabbime hamdu senalar olsun bin şükür kırk bin şükür tesettürüme dikkat ediyorum…
şimdi tesettüre girmeye çalışan arkadaşlar var kapanmanın sadece saçlardan ibaret olduğunu sanıyorlar ama onlarda suç değil çevrede suç tesettürün boyutunu öyle bir daralttılar ki sadece saç kapanmalı boyun boğaz ortada dar mar giyin gitsin ne olacak dedirten hale geldi… Çevremiz bilinçlenmeli… Kapalılık namaz yaşlanınca evlenince olacak geleneğini kırmalıyız arkadaşlar…
Nefsimden Rabbime sığınıyorum çünkü nefsim çok büyük… İstemem den önce geçen devreler var eğer çocuğumuzu bebeklikten başlayan bir eğitime sokarsak böyle bir cümle olmaz diye düşünüyorum tabii ki ilk önce bizim yaşantımız… Bizim ayrı iken çocuğa şunu yap dersek tabii ki böyle bir şey olmaz. Yani ilk iş geleceğin annelerinde… (valla şahsen korkuyorum bu devirde çocuk yetiştirmeye Allah yardımcımız olsun…)
Tabii ki de şöyle bir durumda var sen ne kadar yetiştirirsen yetiştir arkadaş çevre etkisi…
Bu da aslında aileye bağlı sıkmadan yumuşak bir davranışla ama üstündeki disiplini asla bozmadan arkadaşlarını tanımak onunla arkadaş olmak ama anne kız olduğunu unutmamasını sağlamak… Yani ip üstünde cambazlık yapmak gibi…
Allah yardımcımız olsun %85 bizim sorumluluğumuz ….
(N….)
Başlangıç olarak, annemden böyle gördüğüm için
öyle olması gerektiğini düşündüğüm için
ama neden gerektiğini bilmeden, eğer benim isyankâr bir tarafım olsaydı tesettüre karşı annemin beni ikna edebileceğini zannetmiyorum,
ama artık çocuk yetiştirmek 20 sene önceki kadar kolay değil, o zaman ne verilirse onu alıyorduk. Şimdi çevrede olumsuz bir sürü şey var ve onlarla savaşmak zorundayız. onun içinde ona göre silahlanmalıyız..
Onun için şimdilik anne olmak benim cennetim değil, korkulu rüyam…
(F…….)

TeseTesettürlüyüm çünkü;
Ortaokul yıllarımda başladım…
Tesettür bilinciyle yetişmiştim ama icraata o dönemde geçildi Allahın izniyle…
Ailem olmasaydı dine bakışı farklı bir ailede gelseydim dünyaya ne olurdu bilinmez ama büyüklerim sayesinde kişilik oluşumum hız kazandı…
Dinimi öğrenmeye emirlerini yerine getirmeye izin verdi RAHMAN…
Lise eğitimimi bu yönde tamamladım…
Ve şükürler olsun tesettürü bu emri “geleceğim ” denilen günlere tercih ettim…
Bu uğurda savaş verene çok insan gördün…
Ya da savaşmaya çalışan…
Ama Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca gibi safım belliydi…
Okul koridorunda başı önde hocalarımı gördün…
Gözlerindeki umudu…
Ve acıyı…
Hamdolsun başı dik çıktık savaştan…
Kayıplarımız olsa da…
Şimdi tesettürün bilincindeyim şükür…
Onun verdiği edebi hep taşıdım…
RAHMAN hiçbirimiz ayırmasın bu edepten…
Birçok insanın gözleri bizde ne yaparlar nerde çalışırlar nasıl davranırlar…
Açık arayan insan çok…
İnşallah baktıklarında çok şey gördükleri birer birey oluruz…
Tesettürlüyüm çünkü ;
buna verilecek en iyi cevabım…
İnandığımın kanıtı tesettürüm… İnanıyorum; emri başım üstünde…
(G……)

Esselamu aleykümve rahmetullahi ve berakatu
Bismillahirrahmanirrahim
Tesettürlüyüm çünkü demeyi inanın çok isterdim bende bu cümlenin sonunu tesettürlü olduğum için büyük bir gururla büyük bir onurla söylemeyi isterdim ama ben tesettürlüyüm diyemem ki eğer her kapalı ben tesettürlüyüm dese bu gerçek tesettürlülere haksızlık olmaz mı ben tesettürlü değilim bunu biliyorum ve ne acıdır ki bunun farkındayım acı olan da bu olsa gerek insanın yanlış olduğunu bildiği halde onu düzeltememek onun için bir çaba gösterememek göstermek isteyip de gösterememek olsa gerek bu sanki bir rüya gibi ama korkulu bir rüya gibi bu rüyada kötü adamın seni yakalamaya çalıştığını ya da bir bataklığa saplandığını bağırmak istiyorsun ama sesin çıkmıyor koşmak kaçmak kurtulmak istiyorsun ama ilerleyemiyorsun adım bile atamıyorsun beklide çırpındıkça batıyorsun bu böyle bir şey olsa gerek benzetme bilmiyorum ne kadar yerinde ya da değil ama maalesef ben halimi o şekilde düşünüyorum. Aslında bu benim içime bir yolculuktu belkide sesli bir düşünüş biçimiydi benim için insanın evet ben tesettürlüyüm demesi ne kadar güzel bir şey olsa gerek Rabbim bana da nasip eder inşallah ve işte o zaman TESETTÜRLÜYÜM ÇÜNKÜ ile başlayan bir cümle kullanabileyim Allah tesettürlülüğü de hakkıyla yapmayı bizlere nasip etsin inşallah hepinizi Rabbim olan Allah’a emanet ediyorum.selametle kalın
Bu sitede çok hoşuma gitti benim inşallah yeni kapılar açar bizlere
Selamun aleyküm
(R……)

Tesettürlüyüm çünkü
her varlığa sevgi duyuyorum her varlık O na çıkıyor O nu seviyorum..tesettürlüyüm çünkü;Rabbim bize zinet değerinde bakıyor ve ben bu zineti en iyi şekilde muhafaza etmek istiyorum
tesettürlüyüm çünkü;kadınlık vasfıyla deği,insan vasfıyla hayatta ilerlemek istiyorum
tesettürlüyüm çünkü ehli imana zarar vermek istemiyorum
tesettürlüyüm çünkü;tesettürün en baş vasfı başörtüsünü ilk önce kalbimde sonra kafamda taşıyorum
tesettürlüyüm çünkü;islamı yaşamayı kolaylaştırıyor hayatımın her safhasına yaymamı sağlıyor.
tesettürlüyüm çünkü bana Rabbimi hatırlatıyor ve hatırlatanlardan olmak istiyorum
tesettürlüyüm çünkü ;KULUM DİYE YADEDİLENLERDEN OLMAK İSTİYORUM…..
(Nurefşan)

Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben…
tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda…
(öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda)
Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor…
Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok…
Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben…
Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması…
Gurur addetmeyiniz…
(Likos..)

Tesettürlüyüm çünkü ;
değerliyim!!
(N.hafız..)

Tesettürlüyüm Çünkü ;bence bu sorunun cevabı sadece ‘Allah rızası için‘ olmalı eğer işin içine sosyal sebepleri katarsak karşımıza biri çıkar ve der ki neden namaz kılıyorsun?hadi buyrun buna da sosyal sebepler getirin halbuki uzun uzadıya şu yüzden bu yüzden demek yerine vereceğimiz cevap “ALLAH IN RIZASI İÇİN” olursa zaten işin içine bir çok sebebi katmışız demektir.selametle arkadaşlar.
(mısraa)

Tesettürlüyüm Çünkü..Kem gözler-çirkef bakışlar bana göre değil….
(Mollaca)

Tesettürlüyüm Çünkü..
Allah’a İtaat Ediyorum..
Tesettürlüyüm...Çünkü Allah’a Teslim oldum…
(rvn)

Tesettürlüsün Çünkü güzelsin ve güzel olduğun için gizlisin(saklısın),Gizli olman emredilmiş…Göz önünde olanın, kolay ulaşılanın ne değeri vardır ki?…Selam Ve Dua ile….
(ieksu85)

Tesettürlüyüm Çünkü;Yüce Rabbim emretmiş.
o, bu dedi diye vazgeçecek kadar basit olsaydı başımda taşımaya utanırdım.
elhamdülillah gururla taşıyorum Rabbim razı olsun ben daha ne isterim.
Daha ötesi varmı?
Yorum (yok)
Yorum yaz!
21/11/2006 ·
|
|
|
|
DİKKAT !!! Bu haberi küçük cocuklara gostermeyin uygun olmayan resimler var korkabilirler
Ayeti ibret için: Kabir azabı... Üç saat önce defnedilen genç çıkarıldıktan sonra, onu gören aile fertleri ve tüm akrabaları şok olmuşlar. Çünkü kabire koydukları genç idi, fakat üç saat sonra önlerinde yatan saçları bem-beyaz olan, sanki çok ihtiyar bir insanın cesedi idi. Saçlari beyaz, bütün bedenine inanilmaz seviyede işkence ve azab vermenin izleri bulunuyordu. Ellerin, kolların ve ayakların kemikleri kırık vaziyette. Kaburga kemikleri kırık ve bedenin içeresine inanılmaz bir şiddetle basık durumdaydılar. Bütün bedeni ve yüzü yekpare bir morluk hale gelmişti. Kurtuluşu artık ummayan ve sonsuz acıya mazhar olduğu açık gözlerinden ve kurumuş kandan gencin inanılmaz bir işkenceye tutulduğunu gösteriyor.
Fotoğrafta Umman'ın devlet hastanesinde ölen 18 yaşlı gencin resmi var. Gencin cesedi gömüldükten sonra üç saat sonra babasının talebi üzerine kabirden geri çıkarılmıştı. Hastanede vefat eden genç aynı gün hoca tarafından yıkanmış, cenazesi kılınıp defnedilmişti. Görgü tanıklarının, akrabaların ve doktorların ifadelerine göre genç siyah saçlı, hiç bir yerinde kırık, dövülme veya işkence yeri olmadığı şekilde defnedildiğini ifade ediyorlar. Fakat gömüldükten üç saat sonra babası doktorların oğlunun ölüme sebep olan söyledikleri şey hakında şüphe etmiş ve oğlunun kabirden çıkartılıp otopsi yapılmasını talep etmişti.
Üç saat önce defnedilen genç çıkarıldıktan sonra, onu gören aile fertleri ve tüm akrabaları şok olmuşlar. Çünkü kabire koydukları genç idi, fakat üç saat sonra önlerinde yatan saçları bem-beyaz olan, sanki çok ihtiyar bir insanın cesedi idi. Saçlari beyaz, bütün bedenine inanilmaz seviyede işkence ve azab vermenin izleri bulunuyordu. Ellerin, kolların ve ayakların kemikleri kırık vaziyette. Kaburga kemikleri kırık ve bedenin içeresine inanılmaz bir şiddetle basık durumdaydılar. Bütün bedeni ve yüzü yekpare bir morluk hale gelmişti. Kurtuluşu artık ummayan ve sonsuz acıya mazhar olduğu açık gözlerinden ve kurumuş kandan gencin inanılmaz bir işkenceye tutulduğunu gösteriyor.
Ölen gencin akrabaları İslam âlimlerine yöneldiler. Onlar da durumu öğrendikten sonra, hepsi dilbirliği ile Kabir azabının ibretli bir örneğin olduğunu ifade ettiler. Ki Allah (c.c.) ve Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) Kabir azabından haber veriyor ve ümmeti sakındıryorlar.
Şok geçiren baba oğlunun şımarık hayat yaşayıp, çeşitli günahlarda bulunup namazlarını kılmadıgını itiraf etti.
Allahın yolunda, yani Cihadda şehid olanlardan başka ölen her bir insan Kabir imtihanından geçecektir. Kıyamet gününden önce insanı bekleyen ilk korkunç bir sınav.
Peygamberimizden (s.a.v.) Imam Ahmed'in rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle naklediliyor:
Peygamberimiz, onun üzerine selat ve selam olsun buyurdu:
- Ölümden sonra ölünün ruhu tekrar cesede döndürülür. Yanına da Münker ve Nekir isimli iki tane melek gelir ve sorguya çekerler:
"Rabbin kim?"
İnsan cevap verir: "Rabbim - Allah." Sonra onlar sorar: "Senin dinin ne?" O cevap verir: "Dinim - İslamdır." Sonra onlar sorar: "Size gönderilen uyarıcı kim?" O cevap verir: "O Allahın resülüdür." O zaman onlar sorar: "Sen bunları nereden biliyorsun?" O cevap verir: "Ben Allahın Kitabını okudum ve Ona iman ettim."
O zaman semadan ses gelir: "KULUM HAKİKATI SÖYLEDİ, ONA CENNET DÖŞEĞİNİ SERİN VE ÖNÜNDE CENNET KAPILARINI AÇIN." - , sonra o çok sevinecek, cennet ferahlığına kavuşacak ve onun kabri göz alabildiği kadar geniş olacak.
Kâfire ve günâhkârâ gelince onun hakkında Allah resülü, sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurdu:
- ve ruhunu tekrar cesede döndürürler. Yanına da Münker ve Nekir isimli iki tane melek gelir ve sorguya çekerler: "Rabbin kim?"
O cevap verir: "Bilmiyorum." Sonra ondan sorulur: "Size gönderilen uyarici kim?" O tekrar: "Bilmiyorum" der, ve o zaman semadan gelen ses şöyle: "BU YALANCIDIR, ONA ATEŞTEN DÖŞEK SERİN VE ÖNÜNDE CEHENNEM KAPILARINI AÇIN." - , o zaman onun kabrini cehennemin harareti sarar, kabri ise dar olur ve kaburgalar birbirine girinceye kadar kabir onu sıkar.
Başka hadislerde söyleniyor: Sorgu esnasinda Melekler kâfir olan veya günâhları çok olan müslümanı işkence edip dövecekler, ve bu işkence dehşet vericidir.
Peygamberimizin (s.a.v.) de Allahdan Kabir azabından kendisini korumasini ve bu duayı herkese de emir ettiği rivayet ediliyor.
Kabir azabı iki çeşittir: Birincisi, hiç bitmeyen Kabir azabı. Bunlar hakkında Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor: - ...o atestir, sabah ve aksam ona giriftâr oluyorlar.
Bazı azap ise bir müddet devam edip sonradan kesilen Kabir azabı. Bu tip Kabir azabı günâhkâr müslümanlar için olur, azabın şiddeti ve ağırlığı ise işlediği günâhların ağırlığına göredir.
18 yaşlı genç hakkındaki hadise, inanan kalpler için bir ibrettir, kalbine mühür basılmış şahıslar için de tekrar bir masal, oyun gibi gelecektir. Çünkü onlar bakıyor fakat görmüyorlar, dinliyorlar fakat duymazlar...
Not: Bu habere inanıp inanmamakta herkes özgürdür biz haberi yayınlıyoruz doğuluğunu idda da etmiyoruz . .En azından yaşamımız boyunca kendimizin muhasebesini iyi yapmalıyız.
Allahım bizleri ve müslüman din kardeşlerimizi kabir azabından koru.(Amin) .


| |
|
|
 |
|
|
|
|
 |
|
|
Yorum (yok)
Yorum yaz!
3/6/2006 ·

"Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz."
Hz.Muahammed(SAV)
Hazreti Ali -Keremallahu Vecheh- bildiriyor;
Resulullah -Salallahu Aleyhi ve Sellem- bir gün beni huzuruna çağırdı. Şöyle buyurdu;
Yâ Alî! Sen bana Hârûn aleyhisselâmın Mûsâ aleyhisselâma olduğu gibisin. Fakat benden sonra Resûl gelmez. Sana vasıyyet ederim, dinleyip, ezberlersen, şükr edenlerden olursun ve şehîd olursun. Allahü teâlâ hazretleri seni kıyâmet gününde fakîh ve âlim olarak diriltir. Buyurdu ve devam etdi;
Yâ Alî! Bil ki mü’minin üç alâmeti olur. Nemâz kılmak, oruc tutmak ve sadaka vermek. Münâfıkın da üç alâmeti olur. Başkalarının yanında nemâzın rükû’unu ve sücûdunu [secdesini] tam yapar. Tenhâda hiçbir rüknü yerine getirmez. Medh etdikleri zemân seve seve yapar. Allahü teâlâ hazretlerini açıkda çok zikr eder. Yalnız kalınca Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerini unutur.
Yâ Alî! Zâlimde de üç alâmet olur: Kendinden aşağı olana kahr eder [baskı yapar]. Kâdir olduğu [gücü yetdiği zemân] halkın malını zor ile alır. Nereden yiyip, giyindiğini hiç incelemez.
Yâ Alî! Kıskançlarda da üç alâmet olur: Herkesin huzûrunda, karşısındakine yaltaklanır. Gıyâbında onu gıybet eder. Her kime musîbet erişirse, sevinir.
Yâ Alî! Münâfıkda da üç alâmet olur: Söz söylese yalan söyler. Bir şey va’d etse, va’dinde durmaz. Yanına emânet koysalar, hıyânet eyler.
Yâ Alî! Tenbeller içinde üç alâmet olur. Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin tâ’atinde tenbellik eder. Kusûrlu amel eder. Ameli zâyi’ olur [boşa gider]. Nemâzı te’hîr eder. Hattâ vaktini de geçirir.
Yâ Alî! Tevbe eden kimsede üç alâmet olur: Harâmlardan perhîz eder [kaçınır]. İlm öğrenmekde gayretli olur. Nasıl ki, göğüsden [memeden] çıkan sütün geri girme ihtimâli olmadığı gibi, günâha bir dahâ geri dönmez.
Yâ Alî! Akllı kimsede üç alâmet olur. Dünyâyı hor, zelîl tutar. Cefâlar çeker. Kıtlık vaktinde sabr eder.
Yâ Alî! Sabr edende de üç alâmet olur: Kendini ziyâret etmiyenleri kendisi ziyâret eder. Onu mahrûm edenlere bağışda bulunur. Kendine zulm edenlere karşı durmaz; karşı koymaz.
Yâ Alî! Ahmak olanın üç nişânı vardır: Allahü teâlâ hazretlerinin farzlarında tenbellik eder. Abes sözleri çok söyler. Allahü teâlâ hazretlerinin mahlûklarına eziyyet eder
Yâ Alî! İyi bahtlı olanın üç nişânı vardır: Halâl yer. Kendi şehrindeki ilm meclisinde hâzır olur. Beş vakt nemâzı imâm ile kılar.
Yâ Alî! Bedbaht olanda üç nişân vardır: Harâm yer. Ulemâdan uzak olur. Nemâzını özrsüz yalnız kılar.
Yâ Alî! İyi işleri olanın üç alâmeti vardır: Allahü teâlâya tâatde acele eder. Harâm etdiklerinden sakınır. Kendine kötülük eden kimseye iyilik eder.
Yâ Alî! Kötü amelli olanın üç alâmeti vardır: Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin emrlerini yapmakda tenbellik eder [gevşek davranır]. Herkese ziyânı dokunur. Kendisine iyilik edene, kötülük eder.
Yâ Alî! Sâlih olan kulun üç alâmeti vardır: Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri ile iyi amel işlemek için sulh eder. Kendi dînini ilmi ile kuvvetlendirir. Kendisine ne beğenir ise, halka da onu beğenir.
Yâ Alî! Perhîzkâr olanın [sakınan, müttekî olanın] üç nişânı vardır: Kötüler ile berâber olmakdan kaçınır [sakınır]. Harâma düşmek korkusundan halâlden sakınır ve yalandan kaçınır.
Yâ Alî! Günâhkârların da üç alâmeti vardır: İşlerinde yanılır ve hatâ eder. Lehv ve la’b ile [oyun ve çalgı ile] meşgûl olur. Unutkan olur.
Yâ Alî! Kara gönüllü olan kimsenin üç nişânı olur: Za’îflere acımaz. Az nesneye kanâ’at etmez. Va’z ve nasîhat ona fâide vermez.
Yâ Alî! Sâdık olanın üç nişânı vardır: İbâdet etmesini gizler. Mübtelâ olduğu musîbeti gizler.
Yâ Alî! Fâsıkda üç nişân vardır: Fitne ve fesâdı sever. Halka hastalık ve musîbet ister. İyi amelden kaçar.
Yâ Alî! Süflî olanın üç nişânı vardır: Akrabâsını azarlar. Komşularına eziyyet eder. ünâh işlemeyi sever.
Yâ Alî! Allahü teâlânın red etdiği kimsenin üç alâmeti vardır: Yalanı çok söyler. Yalan yere çok yemîn eder. Halka sıkıntı verir, hâcetini halk üzerine yükler.
Yâ Alî! Âbid olanın üç nişânı vardır: Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin ta’zîminden kendi nefsini zelîl tutar, Şehvetlerini terk eder. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rızâsı için huzûrunda çok durmağı âdet eder.
Yâ Alî! Muhlîs olanın üç nişânı vardır: Kâdir olursa [gücü yeterse] afv eder. Malının zekâtını verir. Sadaka vermeği sever.
Yâ Alî! Bahîlde üç nişân vardır: Açlıkdan korkar. Birşey isteyenden korkar. Kendine iyilik eden kimseye, içindekinin hilâfına [aksine] dili ile hayr söyler.
Yâ Alî! Yüreksiz olanın üç nişânı vardır: Korkak olur. Gönlü [kalbi] katı olur. Havf edici olur. Yâ Alî! Sâbir [sabr edici] olanın üç nişânı vardır: Tâat etmeğe sabr eder. Mâ’siyyeti terk etmeğe sabr eder. Allahü teâlâ hazretlerinin ahkâmına sabr eder.
Yâ Alî! Senin dostun olanın üç alâmeti vardır: Malını sana fedâ eder. Nefsini sana fedâ eder. Senin sırrını gizli tutar.
Yâ Alî! Fâcir olanın üç nişânı vardır: Yemîn etmekle öğünür. Hanımları aldatır. Çok bühtân eder.
Yâ Alî! Kâfirin üç nişânı vardır: Allahü teâlânın dîninde şek [şübhe] eder. Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin dostlarını düşman tutar. Rabbine tâat ve ibâdetden gâfil olur.
Yâ Alî! Rahmetden uzak kılınmış kulların üç nişânı vardır: Allahü tebârek ve teâlâ ve tekaddes hazretlerinin mekrinden emîn olur. Rahmetinden ümîdsiz olur. Allahü teâlânın Resûlüne muhâlefete kendine âdet eder.
Yâ Alî! Afv edilmiş kulun üç nişânı vardır: Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin azâbından korkucu olur. Mekrinden çekinir. Sırf Allah için yapılan va’z ve nasîhatden çekinir.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ dergâhında halkın iyisi odur ki, herkese menfa’ati olur. Halkın kötüsü odur ki, gönlü [kalbi] kinli olur. Gammaz ve kötü amelli olur.
Yâ Alî! Halkın en iyisi, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri indinde o kimsedir ki, ömrü uzun olur ve ameli iyi olur.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin indinde en kötü ve Onun buğz etdiği kimse o kimsedir ki, halk onu hayrlı zan eder. Onda hiç hayr olmaz. Zâhirî salâh ile süslü, bâtını günâh ile doludur. Bundan dahâ kötüsü o kimsedir ki, ondan sakınmak için kendine ikrâm olunur. Bundan dahâ kötüsü zenginlere ikrâm eder. Fakîrleri hor ve zelîl tutar. Zenginlere çeşidli, renkli ni’metler ile cömertlik eder. Fakîrlere bir parça ekmek vermez. Bundan dahâ beteri o kimsedir ki, yalnız başına yiyip, bir kimseye, bir nesne vermez. Bundan da beteri o kimsedir ki, bir müslimân kardeşine dostluk izhâr eder. Sonra onu helâk eder.
Yâ Alî! Kerâmet, günâhlardan geçmekdir [günâhları terk etmekdir].
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinden kormanın aslı, Allahü teâlânın harâm etdiği herşeyden sakınmakdır.
Yâ Alî! Doğru söyleyici kimsenin alâmeti, doğru söylemek âdeti olur. Kızgınlık ânında ve rızâ vaktinde ve hâcet vaktinde [ihtiyâc ânında] de doğru söyler.
Yâ Alî! Beş şey gönlü öldürür. Çok yemek. Çok uyumak. Çok konuşmak. Çok gülmek. Rızk için çok endîşe etmek. Harâm yemek îmânı za’îfletir, kalbi karartır.
Yâ Alî! Beş şey kalbi katı eder, karartır: Kalb çok kararırsa, Allahü teâlâ korusun, kâfir olur. Bunlar günâhı bilmez, günâh işler. Tok olduğu hâlde yemek yemek. Zulm ile mal toplamak. Namâzı te’hîr etmek. Sol eli ile yemek ve içmek.
Yâ Alî! Beş şey unutkanlık hâsıl eder: Fâre artığı yemek. Kıbleye karşı bevl etmek (idrar yapmak). Durur hâldeki suya bevl etmek. Gül [göl] üzerine bevl etmek. Harâm ile geçinmek.
Yâ Alî! Beş nesne [şey] gönlü [kalbi] parlatır, münevver eder: Sûre-i ihlâsı çok okumak. Az yemek. İlm meclisine hâzır olmak. Az pişmiş ekmek yemek. Gece nemâzı kılmak.
Yâ Alî! Beş şey gönlü rûşen eder, aydınlatır, karanlığını giderir: İlm meclisinde oturmak. Elini yetîm başına sürmek. Seher vaktinde çok istigfâr etmek. Çok yimeği terk etmek. Çok oruc tutmak.
Yâ Alî! Beş nesne gözün nûrunu artdırır: Kâ’be-i mu’azzamaya bakmak. Mushaf-ı şerîfe bakmak. Anne-babasının yüzüne bakmak. Âlimin yüzüne bakmak. Akar suya bakmak.
Yâ Alî! Beş nesne kişiyi kocaltır [çökdürür]. Borcu çok olmak. Çok gâmı olmak. Kadının nefesi erkeğe erişmek. Çok koku sürünmek. Çok balgam gelmek.
Yâ Alî! Cennet kapısında gördüm; yazılmış. Her kim hevâsına muhâlefet ederse, Cennet onun yeri olur. Cehennem der ki: Yâ Rabbî! Beni neden dolayı yaratdın. Allahü teâlâ celle şânühü buyurdu: (Her bahîl ve mütekebbîr için) [Cimri ve kibrli için]. Cehennem dedi, ben onlar içinim.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin rızâsı anne ve babanın rızâsındadır. Gadâbı onların gadâbındadır.
Yâ Alî! Kâfir de olsa, komşuna ikrâm eyle. Kâfir de olsa müsâfire ikrâm eyle. Anaya-babaya kâfir de olsalar ikrâm eyle. Dilenciyi kâfir de olsa red etme.
Yâ Alî! Her kim şübheliden yer, dîni örtülü olur. Gönlü siyâh olur. Her kim harâm yer ise gönlü [kalbi] ölür ve dîni köhne olur. Yakîni za’îf olur. Düâsı perdelenir. İbâdeti az olur.
Yâ Alî! Mücrim olan kul düâ etse, Allahü teâlâ celle şânühü onu helâkını istediği şeyde verir ve meleklere emr eder ki, verin istediği nesneyi ki, onun helâkı ondadır. Sesini kesin.
Yâ Alî! Allahü teâlâ kullarından bir kula gadâb edecek ise, ona harâm mal nasîb eder. Gadâbı çok olunca, bir şeytânı onun üzerine musallat eder ki, onu dünyâda meşgûl eder. Dünyâ işleri kolaylaşır. Dinden uzaklaşır. Sonra o kul der ki, Allahü teâlâ gafûrürrahîmdir.
Yâ Alî! Allahü Sübhânehü ve teâlâ bir kulu sever, o kulun düâsını gecikdirir [te’hîr eder]. Melekler derler, yâ Rabbî bu mü’min kulun düâsını kabûl eyle. Allahü teâlâ ve tekaddes buyurur ki, (Bırakın benim kulumu. Siz onun üzerine benden dahâ çok mu acıyorsunuz. Ben onun düâsını tedarruan severim. Ve ben alîm ve habîrim.)
Yâ Alî! Bir kişinin ölüm ânında, a’zâları birbirine selâm verir. Der, esselâmü aleyke. Ben öldüm. Sen de ölsen gerek. Böylece ak tüy kara tüyüne der; ben öldüm; ya’nî ağardım. Sen de ölürsün.
Yâ Alî! Şâd olup, kahkaha ile gülme ki, Allahü teâlâ ve tekaddes böyle olanları sevmez. Dâimâ hüznlü ol ki, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri hüznlü olan kimseleri sever.
Yâ Alî Her yeni gün olunca, o yeni gün, ey insan oğlu ben senin yeni gününüm. Ben senin üzerine şâhidim. Bak, ne istersin. Her gece olunca, gecede böyle söyler. Gündüz ile ve gece ile sohbeti iyi yap.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin fadlından halâli taleb et ki, halâl taleb etmek mü’minler üzerine farzdır.
Yâ Alî! Abdest aldıkdan sonra İnnâenzelnâ [Kadr] sûresini okumakdan geri kalmıyasın. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri herbir abdestde sana ellibin senelik abdest sevâbı verir.
Yâ Alî! Her kim ayaklarını yıkadıkdan sonra, bana salevât verse, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri, onun bütün üzüntülerini giderir, ferâhlandırır, düâları müstecâb olur.
Yâ Alî! Tehâretlenince, yeniden su al ve önüne sür ve sonra, (Sübhâneke Allahümme ve bi hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estagfiruke ve etübü ileyke.) oku. Sonra yüzünü bir tarafına çevir ve şöyle söyle: (Ve eşhedü enne Muhammeden abdüke ve Resûlüke). Her kim böyle yaparsa, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri onun günâhlarını az veyâ çok olsun, afv eder.
Yâ Alî! Her kim Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerini fecr tulû’ etmezden evvel ve gün doğmazdan evvel zikr ederse, Allahü teâlâ, onun Cehennemde azâb olunmasına râzı olmaz. Onun günâhları yedi kat gökdeki yıldızlar adedince olur ise de azâb etmezler.
Yâ Alî! Sabâh nemâzını cemâ’at ile kılasın. Güneş doğup, yükselinceye kadar yerinde otur. Sonra iki rek’at nemâz kıl ki, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri, sana bir hac ve ömre sevâbı verir. Köle azâd etmek sevâbı ve bin dinâr fîsebîlillah sadaka etmişce sevâb verir.
Yâ Alî! Hazârda ve seferde Duhâ nemâzına devâm et ki, kıyâmet günü olduğu zemân, bir nidâ edici Cennetin şerefeleri üzerinden nidâ eder ki, nerededir o kimseler ki, duhâ nemâzını kılarlar idi. Duhâ kapısından varıp, selâmetle ve emân ile Cennete girsinler. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri Duhâ nemâzını emr etmediği hiçbir Peygamber göndermedi [ya’nî her Peygambere emr etmişdir].
Yâ Alî! Her kim Cum’a günü gusl ederse, Allahü tebârek ve teâlâ onun günâhlarını afv eder. Bu Cum’adan gelecek Cum’aya kadar pürnûr olur. Kabrde ve mîzânda ağırlık olur.
Yâ Alî! Kulların sevgilisi, Allahü teâlâ hazretlerine o kuldur ki, secdede (Yâ Rabbî! Ben nefsime zulm etdim. Beni afv et! Zîrâ günâhları ancak sen afv edersin.) der.
Yâ Alî! Şerâb içen ile dostluk etme. O mel’ûndur. Zekât vermiyen kimse ile arkadaşlık etme. O Allahü teâlânın düşmanıdır. Fâiz yiyen ile arkadaşlık etme ki, o Allahü teâlâ hazretleri ile muhârebe eder. Kur’ân-ı kerîmde bu bildirilmişdir. [Bekara sûresi 279.cu âyet-i kerîmesinde meâlen]; (Eğer fâizi terk etmezseniz, Allaha ve Peygambere karşı harbe girmiş olursunuz...) buyurulmuşdur.
Yâ Alî! Düâ ederken veyâ Kur’ân-ı azîm-üş-şân tilâvet ederken sesini çok yükseltme. Çünki, nemâz kılanların nemâzlarını fesâda verirsin.
Yâ Alî! Nemâz vakti gelince nemâzını kıl. Çünki şeytân seni meşgûl eder. Bir hayrlı işe niyyet etdiğin zemân, hemen o işi yap. Çünki, şeytân seni o hayrlı işden men’ eder.
Yâ Alî! Her kim ücret ile bir işçi tutar; ücretini temâm vermezse, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri onun tâatlarını mahv eder. Ben onun kıyâmet gününde hasmı olurum.
Yâ Alî! Cebrâîl aleyhisselâm, âdem oğlu olup da, yedi iş işleseydim, diye temennî etmişdir. Beş vakt nemâzı cemâ’at ile kılsaydım. Âlimler ile otursaydım. Hastaları sorsaydım. Cenâze nemâzını kılsaydım. Su dağıtsaydım. Dargın olan iki kimseyi barıştırsaydım. Yetîmlere şefkât etseydim. Yâ Alî! Sen de bunun üzerine hırslı ol.
Yâ Alî! Yetîm ağladığı zemân Arş-ı mecid titrer. Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri buyurur ki, yâ Cebrâîl, bu yetîmi ağlatanın yerini Cehennemde bul! Ben de onu ağlatayım. Her kim ki onu sevindirir ve güldürür. Onun Cennetde yerini geniş et ki, ben onu sevindireyim ve güldüreyim.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri, Âdem oğlunun bedeninde dilden iyi birşey halk etmemişdir. Onun ile Cennete girer. Ve onun ile Cehenneme girer. Onu zindâna koy ki, yırtıcı hayvân gibidir.
Yâ Alî! Eyyâm-ı beyd orucuna devâm et ki, ayın onüçüncü, ondördüncü, onbeşinci günleridir. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri bu günlerde oruc tutanların yüzlerini beyâz eder. O sene temâmen oruc tutmuş gibi olur.
Yâ Alî! Her kim ilmsiz ibâdet ederse, zararı fâidesinden çok olur. Onun misâli o a’mâ gibi olur ki, bir sahrâya delîlsiz gider. O kadar dolaşır ki, kendini dikenlik arasında bulur.
Yâ Alî! Her kim her gün yermibeş kerre (Estagfirullahelî ve li vâlideyye vel’cemî’il mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti innehû mu’cîbüt da’vât) derse, Allahü tebârek ve teâlâ o kimseyi kendi dostlarından yazar.
Yâ Alî! Her kim her gün on kerre (Lâ ilâhe illallahü kable külli ehadin ve lâ ilâhe illallahü ba’de külli ehadin ve lâ ilâhe illallahü yebka rabbünâ ve yefnâ ve yemûtü külle ehadin) derse, göklerde hiçbir melek kalmaz; illâ ona bin kerre istigfâr ederler.
Yâ Alî! Her her gün yermibir kerre (Allahümme bârik lî fîl-mevti ve fî mâ ba’det mevti) derse, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin ona dünyâda verdiği ni’metleri hesâbsızdır.
Yâ Alî! Her gün on kerre (Elhamdülillah kable külli ehadin ve elhamdülillahi be’de külli ehadin velhamdülillah yebka rabbünâ yefnâ külli ehadin velhamdülillahi alâ külli hâlin) derse, Allahü teâlâ ve azze ve celle o kimseyi büyük günâhı olsa da afv eder.
Yâ Alî! Her kim benim üzerime her bir gün ve her bir gecede yüz kerre salevât getirse, ona şefâ’at etmek, büyük günâhı olsa da, bana vâcib olur. Bu cümlede bütün müslimânlara nasîhat vardır.
Yâ Alî! Gece nemâzı kıl! Bir koyun sağacak mikdârı zemân kadar da olsa, gecede iki rek’at nemâz gündüzleri bin rek’at nemâzdan fazîletlidir. Geceleri nemâz kılanların yüzleri, gündüzün bütün insanların yüzlerinden güzel olur.
Yâ Alî! Hiçbir müslimâna la’net etme. Hiçbir hayvana la’net etme. La’net sana geri döner. Yâ Alî! Her kim Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin ni’metlerine şükr ederse, belâlarına sabr ederse, günâhlarına istigfâr ederse, hangi kapıdan isterse Cennete girer.
Yâ Alî! Çok uyumak gönlü öldürür. Pişmânlığı, unutkanlığı artdırır. Çok gülmek gönlü [kalbi] öldürür. Vakârı giderir. Çok günâh işlemek kalbi, gönlü siyâhlaşdırır. Pişmânlık verir.
Yâ Alî! Her kim dünyâyı ihtiyâcı kadar taleb ederse, Sırat üzerinden şimşek gibi geçer. Allahü teâlâ ve tekaddes ondan râzı olur. Her kim dünyâyı isteyip ve harâmlardan çok mal toplarsa, Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerine mülâki olduğunda, Allahü teâlâ hazretlerini gadâblı bulur.
Yâ Alî! Her kim bir müslimâna, temiz düşünce ve hulûs-i kalb ile yiyecek verirse, Allahü teâlâ o kimseye bin hasene [sevâb] verir, bin günâhını afv eder.
Yâ Alî! Mazlûmun inkisârından [kalbinin kırılmasından] sakın ki, Allahü teâlâ onu kâfir de olsa kabûl eder.
Yâ Alî! Borcu az et, râhat olursun. Borç din harâblığıdır. Gündüz zelîl, hakîrdir. Gece gâm ve gussâlıdır.
Yâ Alî! Her kim Cum’a gecesi Sûre-i Bekarayı okur ise, o kimseye yedinci gökden, yedinci yere kadar pürnûr olur. Her kim sûre-i Duhânı okur ise, işlediği ve işliyeceği günâhları afv eder.
Yâ Alî! Her kim Vessemâ’i ve Târik sûresini yatdığı vaktde okur ise, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri ona, gökde olan yıldızlar adedince hasene [sevâb] verir.
Yâ Alî! Uyumak istediğin zemân istigfâr söyle. (Sübhânallahü velhamdülillah ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyül azîm.) oku ve (Kul hüvallahü ehad) sûresini çok oku ki, o Kur’ân-ı azîmin ışığıdır. Senin üzerine okumak vazîfe olsun Âyet-el kürsîyi ki, bir harfinde bin bereket ve bin rahmet vardır. Her kim Sûre-i Mülkü yatacağı vakt okuyup, (Allahümme agsîmni kâimen ve agsîmni bil islâmî, râkıden ve lâ tüşemmitnî adüvven ve lâ hâsiden, Allahümme innî e’ûzü bike min şerri nefsî ve min şerri külli dâbbetin ente âhızün binâsiyetiha ve es’elüke minel hayri küllihî.) der ise, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri cin ve ins şerrinden ve her yaratılmışın şerrinden ona muhâfaza eder.
Yâ Alî! Sûre-i Haşrı oku. Dünyâ ve âhıret şerrinden muhâfaza eder.
Yâ Alî! Zeytin yağını yi ve kendini onunla yağla. Sana bir üzüntü erişir ise, (Sübhâneke rabbî lâ ilâhe illâ ente aleyke tevekkeltü ve ente rabbül arşil azîm) oku. O düâyı oku ki, Cebrâîl aleyhisselâm bana ta’lîm etmişdir: (Allahümme innî es’elüke afve vel âfiyete fiddînî veddünyâ ve âhırete).
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerini, gam ve gussa vaktinde zikr et ve (Yâ hayyü yâ kayyümü yâ lâ ilâhe illâ ente rahmetike estegisüfağfirli ve eslihlî şe’nî ve ferric hemmî) söyle.
Yâ Alî! Yemeğe tuz ile başla. Sonunda da tuz ile bitir. Tuz, ölüm hâric, yetmiş derde devâdır. Yemeklere çörek otu koy. O da ölüm hâric her derde devâdır.
Yâ Alî! Yeni ayı görünce tehlîl ve tekbîr getir ve (Lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve a’zîm ve ekdâr ve e’ûzü memâ ehâf ve ehâzer) oku.
Yâ Alî! Bir kimseden bir hâcet isteyeceğin zemân Âyet-el kürsî oku; sağ ayağını ileri koy.
Yâ Alî! Yedi kimse benim ümmetimden Cennete girerler:
1– Tevbe eden yiğit [genç].
2– Sadakayı gizli veren kimse.
3– Harâmı terk eden ve Duhâ nemâzını kılan kimse.
4– Malının gitmesine râzı olup, imâm ile bir vakt nemâzının gitmesine râzı olmayan kimse.
5– Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin havfından [korkusundan] gözleri yaş ile dolan kimse.
6– Ulemâ ile oturan kimse.
7– Bir mü’mine muhabbet eden ve Allahü teâlâ için ikrâm eden kimse.
Yâ Alî! Bir kimsenin üzerinden, ülemâ meclisinde oturmadan kırk gün geçse, onun gönlü [kalbi] kararır. Büyük günâh işler. Zîrâ ilm gönlü diri tutar. İlmsiz ibâdet olmaz.
Yâ Alî! Her kimin vera’ı olmasa, günâh işlemekden men’ olmaz. Ona yerin altı yerin üzerinden iyidir. Ya’nî îmânın yeri belli olmadığından, kabrde durması dahâ iyidir.
Yâ Alî! Bir nesneyi pişirmek istersen, iyi pişir. Yediğin vakt çok çiğne. Yağmur yağarken düâ et. Kâfirler ile ceng olduğu vakt, Kur’ân-ı azîm-üş-şân kırâ’at olunduğu vakt ve farz nemâzından sonra düâ et.
Yâ Alî! Cehennemde demirden bir değirmen vardır. O, Kur’ân-ı kerîmi okudukları ve âlim oldukları hâlde mücrim olanların başını öğütür.
Yâ Alî! Hak ile hükm et ki, her cevr edici hâkim için, Allahü tebârek ve teâlâ hazretlerinin huzûrunda azâbdan bir zincir olur ki, uzunluğu yetmiş arşındır. Eğer ondan bir arşınını, bir yüksek dağın başına koysalar, temâmı yanıp, kül olur.
Yâ Alî! Yakın zemânda benim ümmetimden râfizîler çıkar. Her kim benim Eshâbıma çirkin söylerse, seb’ ederse [kötüler ise] onun boynunu vur ki, bu ümmetin yehûdîsidir.
Yâ Alî! Her kim bir a’mânın elini tutarsa, Allahü teâlâ onun yüzbin günâhını afv eder. Sol elini sağ elin ile tut.
Yâ Alî! Allahü tebârek ve teâlâ ona bir sâlihâ ve mûti’ hanım verip, onun gönlünü hoş tutması ve imâm ile nemâz kılmak ve komşuları kendinden râzı olmak, Allahü teâlânın ona ikrâmındandır.
Yâ Alî! Melekler istigfâr ederler o kimseye ki, onun evinde bal olur, zeytin olur ve çörek otu olur. İçinde sûret olan, şerâb olan, köpek olan, ana-babaya âsî olunan ve hiç müsâfir gelmiyen eve melekler hiç girmezler. Sefere veyâ cenge giderken Sûre-i Yasîni oku. On kerre innâ enzelnâ [Kadr] sûresini oku, Allahü tebârek ve teâlâ hazretleri düşmanların şerrinden emîn eder.
Yâ Alî! Bir zâlimden korkar isen, (Yâ ilâhe, Cebrâîle ve İsrâfile ve Mikâîle ve Azrâîle ve yâ ilâhe İbrâhîme ve İsmâîle ve İshaka ve münzelit Tevrâti vel İncîli vel Zebûri vel Fürkân, Künlî, câren min fülanibni Fülen min kezâ ve kezâ) söyle. Sefer edeceğin zemân, (Yâ arda Âmentü birabbî ve rabbiki Allahüllezî lâ ilâhe illâhüvellezî halakanî ve halekaki e’ûzü billâhi min şerri ki ve min şerri mâ yedübbü aleyki. Ve min şerri külli üsûdîn ve esedin. Ve min şerri vâlidin ve mâ veledin.)söyle.
Yâ Alî! Sana bir katılık erişdiği zemân, (Allahümme innî es’elüke bi hakkı Muhammedin âli Muhammedin illâ necîtenî) söyle.
Hazret-i Âlî “kerremallahü vecheh” dedi ki, yâ Resûlallah! Senin âlin kimdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki, her takî ve nakî [harâmlardan sakınan temiz müslimânlar] benim âlimdir. Bir köye şunu demeyince de girme: (Allahümme innî es’elüke hayreha ve hayra men bîha ve e’ûzü bike min şerrihâ ve şerri men bihâ).
Tâamı üç parmağın ile yi ki, şeytân iki parmağı ile yer. Hiç kimsenin yüzüne tokat vurma. Hayvanın dahî yüzüne vurma. Rü’yânı meğer dostun da olsa, söyleme.
Yâ Alî! Benim vasıyyetimi hıfz et. Nasıl ki ben Cebrâîl aleyhisselâmdan, O Rabbül âlemînden sübhânehü ve teâlâ hıfz etdi. Yâ Alî! Sana bu vasıyyetde evvelin ve âhırin ilmini verdim. Her kim ki bunun ile amel eylerse, dünyâda ve âhıretde selâmet üzere olur.
3/6/2006 ·

" Her insan hata eder,Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir."
Hz.Muhammed (SAV)
Her insan ancak, Allah’ın takdir ettiği süre kadar yaşar. Bu süreyi kısaltmak yada uzatmak, kesinlikle insanın kendi elinde değildir. Allah’ın belirlediği süre geldiğinde, insan bir anda ölüm meleklerini karşısında bulur. Bu yüzden ölümünden sonra Allah’a hesap vereceğinin bilincinde olan bir insan, kendisine verilen bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmelidir.
Ortalama 60-70 sene ömür süren insan, çevresinde sürekli meydana gelen ölümlere rağmen, kendisini ölüme çok uzak görür. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi davranarak kendisini tamamen dünyanın geçici nimetlerine kaptırır. Oysaki 70 sene, ahiret hayatındaki sonsuz hayatla kıyaslanamayacak kadar kısadır. Kaldı ki hiçbir insan 70 sene yaşama garantisine sahip değildir.
Samimice düşünen bir insan dünya hayatının çok kısa bir süre olduğuna kanaat getirir, buradaki hayatın sadece bir sınavdan ibaret olduğunu kavrar ve hayatına bunları göze alarak devam eder. İşte burada günlerin, saatlerin, hatta dakikaların değeri ortaya çıkar.
Zamanın ne kadar değerli olduğunu anlayan insan, her sabah uyandığında Allah’a şükretmelidir. Çünkü Allah ona yeni bir gün nasip etmiştir. Belki o gün Allah’ın rızasını kazanacak bir harekette bulunacak ve hüsrana uğramaktan kurtulacaktır. Ancak bir insan Allah’ın ona vermiş olduğu hayat süresinde Allah’ın rızasını kazanamayabilir, bu durumda sonsuz azabı tatmaktan başka seçeneği kalmamıştır.
“İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.”Fatır-37
İnsanın ölümünden sonra sorumlu tutulacağı kaynak Kuran-ı Kerimdir. Kuran’ın bütününe bakıldığında, Allah insanları sürekli olarak ibadet etmeye ve çalışmaya teşvik etmektedir. Peygamberlerimizin hepsi yaşamlarının son anına kadar sürekli Allah’ın rızasını kazanabilmek için çabalamışlardır. Allah kitabında kendi rızasını kazanabilmek için çalışanların çabasını övmüştür. Peygamberlerimizden hiçbiri yaptıklarını yeterli görüp, Allah’ı zikretmekte ve ona ibadet etmekte gevşeklik göstermemişlerdir.
“Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.” İnşirah-7
Bu sebepten dolayı Kuran ayetlerini ve bu değerli insanların hayatını göz önüne alarak, her anımızı elimizden gelen en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Çünkü zaman Allah’ın bize sunmuş olduğu en kıymetli nimetler arasındadır. Nefsimizi ezerek, Allah’ın hoşnutluğu için harcadığımız hiçbir dakika karşılıksız kalmayacaktır. Biz unutmuş olsakta olmasakta, Allah yaşadığımız her dakikayı yaptıklarımızla birlikte karşımıza getirecektir.
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. Enbiya-47
Yazar : Erdal Erdinç
« Önceki :: Sonraki »