31/5/2006 ·
|
|||||
FRANSIZ MALLARI

FRANSIZ MALLARINI BOYKOT ET !
![]() |
Yorum (yok) Yorum yaz!
27/5/2006 ·
ABDÜLKADIR GEYLÂNI HAZR,,,
,ALLAH DOSTLARI
Sakin yaptigin islerde ve buldugun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kisiyi azdirir ve YARATAN’in rahmet nazarindan uzak kilar. Sakin sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapilmayasin. Önce temeli at sonra üzerine binayi çik. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pinarlari fiskirsin, sonra ihlas ve iyi islerle o binayi yükselt. Bu islerden sonra halki o köske davet et.
***
Baskasinda bulunan bir hatayi defetmek istersen nefsinle yapma, imaninla yap. Kötülükleri ancak IMAN yikar. Bu durumda RABB’in sana islerinde yardimci olur. O kötülügü yok etmek için arkadas olur, O kötülügü ezer ortadan kaldirir. Eger bir kötülügü nefsin için, halkin seni tanimasi için ortadan kaldirmaya niyet edersen rezil olursun. Her iste HAKK’in rizasi aranmalidir.
***
ISLAM gömlegin yirtik, IMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün ISLAMIYET’e açik degil. Iç alemin harap, disin mamur, bütün sayfalarin günah karasi. Sevdigin ve arzuladigin yalnizca dünya.
Kabir kapisi açik ve ahiret sana dogru gelmekte. En kisa zamanda aklini basina topla, yalniz dünya azigi toplamaktan vazgeç de ahiret azigini toplamakta acele et...
Sabirli kullarin bu dünyada çektigi cefa, Yüce Allah’in (C.C) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun ugruna sabir yolunu tutun, yillarca ecrini alirsiniz. Ömrü boyunca "Kahraman" lakâbiyla gezen, onu bir anlik cesareti sonunda kazanmistir.
***
Ey evlad, önce nefsine ögüt ver, onu yola getir, sonra da baskalarini... Senin henüz islaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildigin halde baskalarinin islâhi ile ugrasma yolunda nasil basarili olabilirsin? Gözlerin bir adim öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasindasin?
***
Size gereken, Yüce Yaratani sevmek ve O’ndan baska kimseden korkmamaktir. Ve bütün isleri onun rizasini gözeterek yapmak... Bunlar "Kalp" le olur, dil gürültüsüne getirip söze bogmakla olmaz. Sonra mihenk tasina vurulunca utanirsin. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasinda söyledigin sözleri yalniz kaldiginda söylüyormusun?... Ayni duygulari tek basina kaldigin zaman da duyman mümkün oluyor mu?... Iste bunlari yapabiliyorsan mesele yok... Kapi önünde "TEVHID", içeriye girince "SIRK", yakisir mi? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanin ta kendisidir. Acirim sana, sözün kötülükten sakinma hakkinda, kalbin ise fitne çikarmaya istekli. Sükrü dilinden birakmiyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.
***
Geliniz asiri, uygun olmayan arzularimizi bir yana atip YARATANIMIZA kosalim. Bu yolda biraz perisanlik çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na vardiktan sonra bütün çekilen sikintilar unutulur. Içimize ve disimiza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine basvuralim, O’nun etegini birakmayalim.
***
Bütün amacin yemek, içmek ve arzularinin tatmini olmasin. Bunlarin hepsi amaç degil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulasmak için birer araçtir. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulasmak olmali. Sana en gerekli olan ise YARATAN’indir. O’nu ara. Her seyin bir bedeli olur. Dünyaya AHIRET, yaratilmislara ise bedel YARATAN’dir. Dünyayi kalbinden atarsan yerini HAK alir.
Yasadigin günü ömrünün son günü bil, islerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.
***
"ALLAH’tan (C.C) baska ilah yoktur," dediginde bir "DAVA" pesine düstün demektir. Her davada sahit isterler, sahidi olmayan davasini kaybeder. Ayrica bu ugurda gelecek her türlü sikintiya gögüs gerip, sabir göstermek de birer sahid sayilir. Bunlari yaparken IHLAS’li olmak gerekir.
***
Hiçbir söz amelsiz ve ihlassiz kabul edilmez. Kainatin Efendisinin (S.A.V) yolu IHLAS’tan ibarettir.
***
Dünyalik toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattiginda neyi alacagini önceden kestirmelisin.
Gece odun toplayan eline geçecegini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayik ol, sonra felaket büyük olur.
***
HAK’la çekisme, nefsin için O’nu kötüleme, malin azaldi diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her isin kendi keyfine uygun olmasini istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mi?
Sen ve bütün yaratiklar O’nun kuludur. Her seyde yalniz O’nun hükmü geçer bunu sakin unutma.
***
YARATAN’in rizasina erme yolunda yapmacik hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve bos temenni ile yürünmez. Hele içi baska disi baska birinin eline hiçbir sey geçmez. Bir de yalancilik ortaya çikarsa felaket o zaman baslar. Eger bu hallerin azi sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.
***
Böbürlenmeyi birakin, Yüce ALLAH’a (C.C) karsi büyüklük satmakta neymis? Kullara da kibirli davranmayin, haddinizi bilin. Varliginiza tevazuyu yerlestirin. Önceden ne oldugunuzu düsünün; bir damla su.
Sonrasi ne olacak malum...Bir hendege yuvarlanacak bir agirlik. Hali böyle olana büyüklük taslamak yarasir mi?
Hirsa kapilmayin, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalik adamlarin kapisini asindirmayin. Ezilip büzülerek onlardan dünyalik dilenmek size yakismaz, sabirla dogru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mi? Ya bir de yaptigin dilenciligin sonu bosa çikarsa... Sevgili Peygamberimizin (S.A.V) "En büyük belâ, nasibte olmayani aramaktir," buyrugunu hiç duymadin mi? Nasibte olmayani kullar hiçbir zaman veremez. Dünya ogullarinin buna hiçbir zaman gücü yetmez.
***
Ey ilim iddiasinda bulunan, hani aglaman? Yüce ALLAH’in (C.C) korkusundan gözlerin yasariyor mu? O’ndan korkman ve günahlari itirafin nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafina çagirman nerede?
Bunlarin hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eglenmek. Aklini basina al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kismetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hirsin agirligi seni yormaz. Eger bu sekilde davranmazsan, bütün bu ugrasmalarindan sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve agir bir hesap...
***
Dogruluk olmadan bilginin sana ne yarari dokunur? Dogrulugun olmadigi için bilgi sana bela olur. Ögrendin, namaz kildin, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiligini görsünler, seni ögsünler oldu. Sana yakisir mi bu düsünceler?
Farzet ki halkin sana ilgisi artti, bunun ölüm anindaki sikintiya faydasi olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladigin mallari baskalari paylasacak, hesabi ve cezasi da sana kalacak.
***
Yazik sana! Cehennemlik isleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici seylerle avunuyor onlari seviyor ve senin saniyorsun. Ama yakinda elinden alacaklar.
Yaratan hayati sana emanet olarak verdi, O’nun rizasi yolunda yasamani emretti. Sen ise kendi istegin, heveslerinin pesinde hayatini tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sihhat birer emanettir. Bütün bunlari YARATICININ rizasina uygun yolda kullan.
***
Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varligina ve halka dayanmaktasin, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarin yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (C.C) baska her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahindir. Yakinda bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açilir, sana karsi kalpleri katilasir, kapilari yüzüne vururlar seni kapi kapi dolastirirlar. Çagirsan yardimina kosan olmaz.
Bütün bunlara sebeb Hak’tan baskasina güvenmis olman, O’nun nimetlerini baskalarindan bilmis olmandir.
***
Yüce ALLAH’in (C.C) dininde olmayan seyleri yapmaya çalisma. Elinde iki sahit olsun; biri KUTSAL KITABIMIZ, digeri SÜNNET-I RESULALLAH. Bunlar seni RABBINE ulastirir. Ama sen bu sahitleri birakip nefsinin pesinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki sahidin var; biri zayif aklin, digeri de sahsi arzun. Süphesiz bunlar seni atese iter. Firavun gibilerin arasina katar.
***
Ey içi bozuk, yakinda öleceksin, öldükten sonra yaptiklarina çok pisman olacaksin ama çok geç...Dilin güzel söze alistigi için konustu ve aldandi, ama kalbin hiçbir seyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konusmayi kalb yapmali, yalnizca dilin iyi söz söylemesi faydasizdir.
***
Ey ALLAH (C.C) yolcularini bulamayan; varligini ve yaratilmislari HAK varligina perde eden kisi; agla, baskasina bir aglarsan kendine bin defa agla
Yorum (yok) Yorum yaz!
16/5/2006 ·
İFRAT VE TEFRİT
İfrat ve tefritin ikisi de kötüdür. Hak, ortadadır. İfrat ve tefriti anlatan Türkçe bir kelime yok. Tarifle anlaşılır. Aşırılık denebilir. Tefrit de ifratın zıddıdır. İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir.
Her işte ifrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve vasat yani orta yolu tutmak gerekir. Dinimiz, aşırılıklardan uzak, orta yolda olmayı emretmektedir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İfrat ve tefritten uzak durun.) [Buharî], (Aşırı giden helak olur.) [Müslim], (İşlerin en iyisi vasat olanıdır.) [Deylemî, Beyhekî] (Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder.) [Nesâî]
Demek ki vasat, ifrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak demektir. İslamiyet vasat bir dindir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Sizi vasat bir ümmet kıldık.) [Bekara 143]
İyilik, tam orta yol demektir. Vasattan ileri veya az olmak veya ortanın sağında, solunda olmak, iyilikten ayrılmak olur. Ortadan uzaklığı kadar, iyiliği azalır. Hak yol birdir. Sapık, bozuk yollar ise, çoktur. Orta yol deyince, iki şey anlaşılır: Bir şeyin tam ortasıdır. İkincisi, izafi, takdiri orta olmaktır. Yani belli bir şeyin ortasıdır. O şeyin ortası olduğu için, her şeyin ortası olmak lazım gelmez. Ahlak bilgisinde kullanılan, bu ikinci ortadır. Bunun için, iyi huy, herkese göre farklı olur. Hatta, zamana ve yere göre de değişir. Birinde güzel olan bir huy, başkasında iyi olmayabilir. Bir zamanda iyi denilen bir huy, başka zamanda iyi olmayabilir. O halde iyi huy, tam ortada olmak değil, ortalamada olmaktır. Kötü huy da, bu ortalamanın iki tarafına ayrılmaktır. İyi huyların hepsi vasati [ortalama] miktarlardır. Her birinin ifrat ve tefriti birer kötü huy olur. (Ahlak-ı alai)
İfrat, tefrit ve vasata birkaç örnek verelim:
1- Cimrilik tefrit, israf ise ifrattır. Cömertlik ise vasattır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Harcarken, ne israf, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında bir yol tutarlar.) [Furkan 67]
2- Tembellik tefrittir, acele ise ifrattır. Tembellik, şimdi yapılması gereken bir işi geciktirmek, daha sonraya bırakmak demektir. Hadis-i şerifte, (Tesvif eden [hayırlı iş yapmayı sonraya bırakan] helak olur) buyuruldu. Acele edip düşünmeden o işi yapmak ise ifrattır. Acele edende gevşeklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir işin olması için acele eden, gecikince, bezginliğe, ümitsizliğe düşer. Duâ eder, hemen duâsının kabul olmasını ister. Duâsı gecikince duâyı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin ihlası, takvası bozulabilir. Şüpheli şeylere, hatta haramlara dalabilir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Acele şeytandandır.) [Tirmizî], (Acele eden hata eder.) [Beyhekî]
3- İnsan bir şeye kızabilir. Bunun da ifratı ve tefriti vardır. Öfkenin aşırı olmasına saldırganlık denir. Saldırgan kimse, hiddetli olur, kendine ve başkasına zarar verir, bu hâl, küfre götürebilir. Hadis-i şerifte, (Öfkenin ifratı imanı bozar) buyuruldu. Öfkenin lüzumlu olanına şecaat [kahramanlık, yiğitlik], lüzumundan az olmasına da korkaklık denir. Şecaat orta yoldur. Şecaat halindeki öfke iyidir. İmam-ı Şafiî, (Şecaat gereken yerde, korkan kimse, eşeğe benzer) buyurdu. Kur’an-ı kerimde buyuruldu ki: (Kâfirlere ve münafıklara sert davran.) [Tevbe 73], ([Eshab-ı kiram] kâfirlere karşı çetindir.) [Fetih 29]
Düşmanlara karşı korkaklık caiz değildir. Korkarak kaçmak, Allahın takdirini değiştirmez. Korkak kimse, karısına, kızına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik gösterir, onları koruyamaz. Zillete ve zulme boyun eğer, hainlik yapanı görünce susar.
İslamiyet orta yoldur
İslamiyet her işte orta yolu tutmaktır. Birkaç örnek verelim:
1- Çok yemek ifrattır, gerekenden az yemek tefrittir. İhtiyaç kadar yemek vasattır. Hadis-i şerifte, (Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır) buyuruldu. Dayanamayan kimsenin açlık çekmesi de caiz değildir. Açlık çekmenin tahrimen mekruh olması, buna dayanamayanlar, bedenine ve aklına zarar verecek olanlar içindir. Çünkü, kendini tehlikeye düşürmek haramdır. Açlığın da tokluğun da zararı bulunduğu için, yiyip içmekte, aşırılıktan kaçmak, orta yolu tutmak gerekir.
2- Havf, Allahtan korkmak, reca da Allahın rahmetini ümit etmek demektir. Allahın rahmetinden ümit kesmek ifrattır. Allahın rahmetinden ancak sapıklar, kâfirler ümit keser. (Hicr 56)
Allahtan korkmayıp rahmetini garanti bilmek de tefrittir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.) [Tirmizî]
Vasat yol ise ikisi arasında olmaktır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizî]
3- Çok uyumak ifrattır, gerekenden az uyumak tefrittir. İhtiyaç kadar uyumak vasattır.
4- İbadet yapmakta da ifrat tefrit olur. Az ibadet etmek tefrittir. Gece gündüz hep ibadet etmek de ifrattır. Gücünün yetmediği şekilde ibâdet etmeye çalışmak, mesela geceleri hiç uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı gibi şeyleri hiç yememek, ifrattır, aşırı gitmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Din kolaylıktır. Dinde aşırı gideni, din mağlup eder.) [Nesâî],
(Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla mübaşeret edin! [Nafile] oruç da tutun! Tutmadığınız günler de olsun! [Nafile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberânî]
Her işin bir Azimet [güç] tarafı ve Ruhsat, [kolay] tarafı vardır. Azimetleri yapamayanın, ruhsatla, kolay olan, izin verilen işi yapması, azimeti yapmak gibi sevap olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan istifade edin!) [Buharî]
(Allahü teâlâ, emrettiği şeyler gibi, ruhsat, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever.) [Beyhekî]
(Ruhsatlardan istifade etmeyen, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberânî]
Bu hadis-i şeriflere bakarak, mutlaka ruhsatla amel etmek lazım geldiği anlaşılmamalıdır. Çünkü (Vera üzere olan, insanların en abidi olur) hadis-i şerifi gösteriyor ki, orta yol diye her zaman yalnız ruhsatlarla amel edilmez. Yapabilenin azimetle de hareket etmesi gerekir..
Peygamber efendimiz, mübarek ayakları şişinceye kadar geceleri çok namaz kılmıştır. Fakat, ümmetine çok merhamet ettiği için, onların böyle sıkıntı çekmelerini istemezdi. Ümmetine ruhsat ile de emrederdi. Kendisi azimet ile ibâdet yapardı. (Allahın helal ettiklerini kendinize haram etmeyiniz) âyeti, (Ruhsat, izin verilen, günah olmayan şeyleri haram saymadan, terk eder, çekinirseniz iyi olur) demektir. (Sünnetime uymayan benden değildir) hadis-i şerifi, ruhsat, izin verdiğim şeyleri yapmayan, kendine sıkıntı vermiş, sünnetime uymamış olur demektir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmaya, ruhsatla hareket etmek denir. İhtiyaç olmadıkça, ruhsatla amel etmemelidir.
Her çeşit aşırılık zararlıdır
İfrat ve tefrite örnek vermeye devam ediyoruz.
1- Kibirlenmek ifrat, aşırı tevazu [temelluk] da tefrittir. Tevazu ise vasattır. Kendinden aşağı olanlara karşı tevazu göstermek iyi ise de, bunun ifrata kaçmaması, yani aşırı olmaması gerekir. Aşırı olan tevazua temelluk denir. Temelluk, ancak üstada ve âlime karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Temelluk, Müslüman ahlâkından değildir) buyuruldu
2- Hz. İsa’yı aşırı sevmek ifrat, sevmemek tefrittir. Hz. İsa’ya Allah ve Allahın oğlu diyen Hıristiyanlar ifrattadır, onu sevmeyen, anasına iftira eden Yahudiler ise tefrittedir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Yahudiler, Üzeyir Allah’ın oğlu dediler, Hıristiyanlar da, İsa Allah’ın oğlu dediler.) [Tevbe 30]
(Yahudiler, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve İsa’yı rab edindiler. Halbuki ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu.) [Tevbe 31]
(Meryeme büyük iftira edip Allahın elçisi İsa’yı öldürdük dedikleri için, [Yahudileri] lanetledik.) [Nisa 156]
Müslümanlar ise Hz. İsa’yı Allahın kulu ve peygamberi bilir, bu ise vasat yolda olmaktır.
3- Hz. Ali’ye de aynı aşırılığı gösterenler vardır. Hz. Ali’yi sevmeyen hariciler [Yezidiler] tefrit ehlidir. Hz. Ali’ye peygamber veya ilah diyen ibni Sebeciler ifrat ehlidir. Ehli sünnet ise, Hz. Ali’yi kendi bildirdiği gibi Resulullahın bildirdiği gibi sever, bu ise vasat yoldur. Hz. Ali anlatır: Resulullah bana buyurdu ki:
(Ya Ali, Sen İsa gibisin! Yahudiler, ona düşman oldu. Mübarek annesi Hz. Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed]
Hz. Ali bu hadis-i şerifi haber verdikten sonra, (Benim yüzümden iki aşırı grup insan helak olur. Birisi, beni aşırı severek, bende olmayan şeyleri bana takarlar. Ötekiler de, bana düşman olup, birçok iftira yaparlar) buyurdu. Bu hadis-i şerifte, hariciler, Yahudilere; İbni Sebeciler de, Hıristiyanlara benzetilmiştir.
4- İdarecinin elemanlarına sert davranması ifrattır, hiç ilgilenmemesi de tefrittir. Maiyete ne sert, ne de yumuşak davranmalı, orta yolu takip etmelidir! Maiyete karşı fazla yumuşak davranılırsa, laubali olurlar. İşler ciddiyetle yapılmaz. Sert davranılırsa, âmirden nefret ederler.
5- Bir kimseyi aşırı sevip bütün sırlarını ona vermek ifrattır. Arkadaşına sevgisini belirtmemek, her şeyini ondan gizlemek de tefrittir. Düşmanlıkta da aşırı gitmek ifrattır. Dostlukta da ve düşmanlıkta da aşırı gitmemelidir. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet.) [Tirmizî]
6- Kaderi inkâr etmek tefrit, suçu kadere yüklemek de ifrattır. Mutezile, (İnsan kendi kaderini kendi çizer) diyerek, Allahın takdirini inkâr eder. Cebriye de, (İnsan kaderine mahkumdur. Allah her işi zorla yaptırır) diyerek suçu kadere yükler. Vasat olanı ise Ehli sünnetin itikadıdır. İmam-ı a’zam, hocası imam-ı Ca’fer-i Sadık’a, (Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini, onların arzularına bırakmış mı) diye sordu. O da, (Allahü teâlâ, yaratmak ve her istediğini yapmak büyüklüğünü kullara bırakmaktan münezzehdir. Ancak cebir de yoktur. Yaratmayı kullara bırakmak da yoktur. İkisi arası olagelmektedir) buyurdu. Yani, hayır şer, Allahü teâlânın yaratması iledir. Sevap ve günah işlemek, kulların ameline, yani insanın irade-i cüziyesine bağlı kılınmıştır ki, buna kesb denir. Kesb yani bir şeyi yapmayı istemek kuldan, yaratmak Allahtandır. Allahü teâlâ, insanlara zorla günah işletmediği gibi, bunu tamamen onların arzusuna da bırakmaz. Bu işler ikisi arası olagelir.
TÖVBE: (Ya Rabbi, bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım.
Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım.)(Amin)
Yorum (yok) Yorum yaz!
12/5/2006 ·
Sual: Günahkâra veya kâfire, (Günah keçisi) demek caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: (Allah bana kulum demesin) diyerek yemin küfür olur mu?
CEVAP
Çok tehlikelidir, sakınmak gerekir.
Sual: Allah bizi düşündüğü için göz, kulak vermiş demek caiz mi?
CEVAP
Hayır. Düşünmek mahluklara mahsustur
Sual: Allah’a akıl sahibi demek caiz mi?
CEVAP
Hayır. Akıl mahluktur. Allah aklın yaratıcısıdır
Sual: Allah’ı yüceltmek için (Allah göktedir) demek küfür olur mu?
CEVAP
Evet. Gökte demek yüceltmek olmaz. Aksine onu aciz, muhtaç göstermek olur, mekanlı göstermek olur.
Sual: Küfre rıza küfür olur deniyor, küfre rıza nasıl olur, birkaç örnek verilebilir mi?
CEVAP
Bir müslümanın kâfir olmasını istemek küfre rızadır. Yani kendisi kâfir olur. Birkaç örnek verelim:
1- Haç takan müslümana, haçı takmaya devam et demek, onun küfrüne rıza göstermek olur.
2- Bir müslüman için (Ya rabbi bunu kâfir olarak öldür) demek de onun küfrüne razı olmaktır.
3- Günah işleyen bir müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Bir hadis-i şerifte, (Müslümana, işlediği günahlardan dolayı kâfir demeyin! Kâfir diyenin kendisi kâfir olur) buyuruluyor. (Buhari)
4- Oğlunun kızının kâfir olmasına kızmamak, onu men etmemek, hoşgörü ile karşılamak küfre rıza olur.
Sual: Güzele bakmak sevaptır demek küfür olur mu?
CEVAP
Güzele rağbet etmeyen, güzeli sevmeyen olmaz. Hadis-i şerifte, (Allah güzeli sever) buyuruluyor. Mubah olanı güzeli sevmek, Allah’ın kudretini temaşa etmek sevap olur. (Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir) hadis-i şerifi de, helal olan güzele bakmanın sevap olduğunu göstermektedir. (Güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir) hadis-i şerifi de, bakması helal olan şeylere bakmanın faydasını bildirmektedir. Yoksa, yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır. Harama bakmaya güzel demek de, insanı küfre sokar.
Sual: Felek ne demektir? Kahpe felek demek veya başka türlü söylemek caiz midir?
CEVAP
Felek, gök demektir. Çoğulu eflaktır. Dünyaya da felek denir. Şarkı ve türkülerde geçen Kahpe felek deyimi, dünya değil de, ilah kastediliyorsa küfür olur. Bazı sözlüklerde felek, doğa üstü güç olarak tarif edilmektedir. Bu da çok yanlıştır.
Sual: Yüzünü gören Cennetlik veya hacı oluyor, demek caiz midir?
CEVAP
Bir kimseyi görmekle Cennetlik veya hacı olunmaz. Bu bakımdan böyle söylemek yanlıştır.
Sual: Dini hususlarda fıkra anlatmak uygun mu?
CEVAP
Dini fıkra olmaz. Genelde dini fıkraların hemen çoğu küfürdür. Çünkü din ile, namaz ile oruç ile alay edilir. Dince kutsal bir şeyle alay etmek küfür olur. Küfre sebep olmak da küfürdür
Sual: “Sensizlik bana haram" veya "Sensiz günler bana haram" sözleri insanı küfre götürür mü?
CEVAP
(Sensiz günler bana zindan) anlamında kullanılıyorsa, (sensiz dünya bana zehir) anlamında kullanılıyorsa caiz olur. Fakat dini kelimeleri böyle rastgele kullanmamak gerekir.
Sual: Namaz kılalım diyene, (Daha vakit girmedi) dedim. O da, (Önemli olan, namazı vakti girmeden kılmak) dedi. Küfür mü?
CEVAP
Evet.
Sual: İnsanlar için, (Beni ihya etti, beni ihya ettiniz) demekte bir mahzur var mı?
CEVAP
Evet. İhya etmek kelimesi, canlandırmak, can vermek, diriltmek anlamındadır. Bu şekilde kullanılması uygun değildir.
Sual: Müslüman ölü için (Toprağı bol olsun) demek caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: Kalbin çalışmasına Allah’ın mucizesi demek caiz mi? CEVAP
Allah’ın kudreti, hikmeti demelidir. Mucizeyi yanlış yerde kullanmamalıdır
Sual: Çatıdan düştü, Allah’ın mucizesi olarak kurtuldu denir mi?
CEVAP
Denmez. Mucize yerinde kullanılmamış olur. Allah’ın kudreti ile denmesi lazım. Mucize, peygamberlere mahsustur...
Yorum (yok) Yorum yaz!
10/5/2006 ·
UCB (veya UCÜB): Kendini beğenmeyi ifade eden Arapça bir kelime. Cürcânî bu terimi, kişinin hak kazanmadığı bir rütbeyi hak kazanmış gibi düşünmesidir, diye tanımlar. Yine, onun bir başka tanımlaması da şu şekildedir: Ucüb, nefsin gizli bir sebepten ötürü değişip, her zamanki hâlinden sıyrılıp uzaklaşmasıdır. Kendini beğenmek, bir nefis hastalığıdır. Kul, sahip olduğu bazı şeyleri göz önünde tutmak suretiyle, onların hakiki sahibi olan Allah'ı unutarak kendisine aitmiş gibi kabul ederek, büyüklenir, şımarır. Tasavvufta hedefe varmaya giden yolda, ucüb, çok önemli bir engeldir. Zira ucüb, bir hadis-i şerifte, yetmiş yıllık amelin boşa gitmesine sebep olan, (Suyûtî, el-Cami'u's-Sağîr, l, 84) kötü bir vasıf, şeklinde değerlendirilmiştir. İnsanlar ucubdan (kendini beğenmekten) sakınmalıdır. Ucbun alâmeti; kendini, kendi aklını ve fikrini beğenip, kimseden nasîhat kabûl etmemektir. Ucub sâhibi, çok bildiğini sandığından çok yanılır. Allahım eğer bende bu ucüp vasıfı bilerek veya bilmeyerek varsa ben tövbe ettim ,bir daha yapmayacağım beni affet, beni bu kötü vasıf olan ucüp'tan sevdiklerinin hatırı için kurtar. (Amin) UCB(UCÜB)
Bir insanın kendisini üstün ve faziletli sanıp başkalarını daha aşağıda görmesine "kendini beğenme" ya da dinî tabirle "ucb" denir. Çok kötü bir huy olan kendini beğenme, kibir ve gururun sonucudur; sahip olduğu nimetlerin Allah'tan geldiğini ve yine bir gün yok olup gidebileceğini düşünmemektir; insanın, aciz ve zayıf bir kul olduğunu unutmasıdır.
Kendini beğenenler, diğer insanların aklını, fikir ve düşüncelerini, davranışlarını, hatta giyim ve kuşamlarını beğenmez, nefislerinden başka bir şey düşünmez, inatçılıktan da geri kalmaz. Onlara göre kendileri değerli, başkaları değersizdir. Her yaptıkları iyi, her eksiklikleri fazilettir. Her yüksek makama onlar layıktır.
Kendini beğenmek, kibirle aynı anlamda gibi görünüyorsa da aralarında bir fark vardır. Mesela, bir adam dünyada tek başına kalsa, bu kişinin kibirlenmesi düşünülemez, ancak kendini beğenmesi düşünülebilir.
Kendini beğenme ilk defa şeytanın yaptığı bir iştir. Bu yüzden cennetten kovulmuş ve rahmetten uzaklaştırılmıştır. Halbuki Hz. Âdem (a.s) tövbesi ve tevazuu sebebiyle Allah Teâla'nın merhametine nail olmuş ve övgüsünü kazanmıştır.
Kendini beğenenlerin yaptıkları akıl dışı davranışlardan biri de, bol bol öğünmeleridir. Böyle bir huya yakalananların, bu durumdan kurtulmalar için, faziletli ve ahlaklı kişiler ile düşüp kalkmaları gerekir. Öyle kişileri kendilerine ayna edinerek, kusurlarını görmek ve güzel huylar kazanmaya çalışmak zorundadır: Kendi kusurlarını görmeyen bir kişinin, olgun bir ahlaka sahip olması çok zordur. Bu durumu ifade eden şöyle bir söz söylenmiştir: "Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz."
Kendini beğenmenin bir takım sebepleri vardır. Bunlardan en önemlisi, kişinin münafıklığı âdet haline getirmiş olması ve etrafındakilerin övgüleri ile şişirilip uçurulmasıdır. İnsan; kendini beğenmeyi terkederse ve onun sebeplerinden uzak durursa, onun yerine tevazu gönlüne yerleştirir. Bu ise, insanların sevgisine ve samimi teveccühlerine en kuvvetli vesiledir.
Yorum (yok) Yorum yaz!

